Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı

Dost kazanmak ve insanları etkilemek, insanlık tarihinin istisnasız her döneminde çok önemli olmuştur. Günümüzde ise sosyal yeteneklerin önemi giderek artmakla beraber, başarı için elzem hale gelmişlerdir. Artık kendi alanımızdaki teknik bilgimiz kadar, bağlantılarımızı genişletecek ve geliştirecek sosyal yetenek bilgilerine de sahip olmalıyız.

Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı, Dale Carnegie tarafından kaleme alınmış ve ilk kez 1937 yılında basılmıştır. Kitap, ilk basıldığında adet 5000 kadar sınırlı olsa bile, günümüze kadar milyonlarca kişi tarafından okunmuş ve okunmaya devam ediyor.

Carnegie kitabı 4 bölüme ayırmış: İnsan ilişkilerinde temel yöntemler, İnsanların sizden hoşlanmalarını sağlamanın altı yolu, İnsanların sizinle fikir birliğine varmalarını nasıl sağlarsınız, Lider olmak: İnsanları incitmeden ya da rahatsız etmeden değiştirmenin yolları. Bu yazımda kitabın ilk bölümünü sizlerle paylaşmak istiyorum.

İnsan İlişkilerinde Temel Yöntemler

1. Prensip

Kitabın ilk bölümünün ilk prensibi: insanları eleştirmemek, kınamamak ve şikayet etmemek üzerine. Bu prensibin arkasında ise bu eylemlerin genellikle geri teptiği argümanı var. Günlük hayatımızdaki deneyimlerimizi gözden geçirirsek, bu eylemlerin hemen hemen hiçbir zaman istenilen sonucu vermediğini kavrayabiliriz. Okuma sonucunda şunu fark ettim: Eleştiriyi bol kepçe verirken övgüyü özellikle sakınıyoruz. Çevremizdeki insanların doğru eylemlerde bulunmalarını övmez iken, en ufak yanlışlarında çuvaldızı batırmayı ihmal etmiyoruz. Kitabın farklı bölümlerindeki farklı prensiplerinde, bu duruma fazlasıyla vurgu yapılmış. İnsan ilişkilerindeki temel yöntemlerin birinci prensibinin bu olması, önemini gösteriyor.

Ders: Eleştirecek değil, övecek yer ara. İnsan, doğası gereği eleştirilere olumlu tepki vermeyebilir. Bu yüzden daha az eleştir, şikayet et, kına; daha fazla öv, iltifat et.

2. Prensip

Birinci prensiple birebir bağlantılı olan ikinci prensibimiz, tamamen insanları övmek üzerinde kurulu. Daha kesin olmak gerekirse, içten ve dürüst şekilde övmek üzerine kurulu. Bunun sebebi, yukarıda belirttiğim gibi “İnsan, doğası gereği eleştirilere olumlu tepki vermeyebilir”. Aynı zamanda; insan, doğası gereği övgüye muhtaçtır. Temel ihtiyaçlarımız kadar istediğimiz, muhtaç olduğumuz bir istek; önemli biri olma, toplum tarafından kabul görme isteğidir. Hatta temel ihtiyaçlarımızı karşılamamız sıradanlaştıkça, toplum tarafından beğenilme isteğinin insanı daha derinden etkilediğini söyleyebiliriz. Ben, uygarlıkların arkasındaki temel motivasyonun temel ihtiyaçlar değil; unutulma korkusu, toplum tarafından kabul görme gibi istekler olduğunu düşünen insanlardanım. Tüm uygarlığı var eden motivasyon, sizce çalışma arkadaşınızı daha çok çalışmaya motive edemez mi? Bu sebepten dolayı, içten ve dürüst şekilde edilen iltifatlar ve övgüler; genellikle eleştiri ve kınamalardan çok daha efektif sonuçlar çıkarır.

Ders: İnsan, sosyal bir varlık olduğu için toplum tarafından kabul edilmek ve beğenilmek ister. Bu yüzden içten şekilde edilen iltifat ve övgüleri, kimseden sakınmamak gerekir.

3. Prensip

Birinci ve ikinci prensipte olduğu gibi, üçüncü prensip de bağlantılı. Bu prensibimizin iddiasına göre, karşımızdaki insanlarda istek uyandırmayı öğrenmez isek tüm dünyayı karşımıza almış oluruz. Bu yüzden de “insanlarda istek uyandırma”lıyız. 1. ve 2. prensipler, insanlarda istek uyandırmanın ilk adımlarıdır. Bunlar, ilk sıkacağımız kurşunlar. Bunun ardından istek uyandırmak için yapmamız gereken; karşı taraftan istediğimiz eylemin, onlara nasıl bir faydası olacağını anlatmak. İnsanlardan bir istekte bulunurken, bu isteğin “kazan & kazan” durumuyla sonuçlanacağını düzgün şekilde açıklamamız gerek. İstek uyandırmanın temeli budur. Bunun sadece bencil bireylere hitap edebileceğini düşünebilirsiniz, ancak gerçek şu ki, herkes bencildir. Aslında bazı bireylerin “ne kadar bencil olduğunu” henüz bilmiyoruz. Bunu etik tarafından incelemeyi bir kenara bırakırsak, insanın doğası gereği bencil olduğunu görebiliriz. İnsanlar hayatta kalabilmek için, çok uzun bir süre boyunca günümüz standartlarına kıyasla “fazlasıyla bencil” olmak zorundaydı. İşte bu yüzden; ne zaman bir “kazan & kazan” durumu görsek, reddetmeden önce düşünüyoruz. Normalde hiçbir açıklama olmadan bize dayatılacak görevler, bize aslında nasıl bir fayda sunacağı ile beraber bize sunulduğu zaman yapmaya çok daha istekli olabiliyoruz.

Ders: İstekte bulunmadan önce bu isteğinizin karşı tarafa nasıl bir fayda sağlayabileceği üzerine kafa yorun. Zorunda olmasanız bile (ast-üst ilişkilerinde) durumu “kazan & kazan” şeklinde lanse etmeniz, karşı tarafın çok daha verimli ve istekli olmasını sağlayacaktır.

Görüşlerim

Kitabı okurken, bu düşüncelerin hepsini daha önce farklı kitaplarda gördüğümü hatırladım. Sonrasında şunu fark ettim: İnsan ilişkileri üzerine bugün bile yazılan kitapların temelinde bu kitap var. Belki çok iddialı olacak ama; bu konuda bir kitap okuyacak olsaydım, bunu okurdum. Bu kitabı istisnasız her alandan herkese tavsiye ediyorum. Kitaba buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Aşağıda e-posta adresinizi bırakarak yeni yazılarımdan haberdar olabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir