Mesele Ne Kadar İyi Olduğun Değil, Ne Kadar İyi Olmak İstediğin

Yazarı Paul Arden’ın deyimiyle; bu kitap yetenekli ama cesaretsiz insanlara imkansızı imkanlı ve düşünülmezi düşünülebilir kılacak bir cep “İncili”.

Kitabın kapağını çevirdim. Karşıma siyah fon üzerine beyaz renkle yazılmış kocaman bir yazı var: Neredeyse dünyadaki tüm zengin ve güçlü insanlar, özellikle yetenekli, eğitimli, cazibeli veya iyi görünüşlü değildir. Diğer sayfaya geçtim. Aynı şekilde siyah fon üzerine beyaz yazı beni karşıladı: Onlar, zengin ve güçlü olmayı isteyerek zengin ve güçlü olurlar.

Paul Arden, çok popüler markalarla çalışmış bir kreatif direktördü. Onun reklamcı, yaratıcı yanını kitabın her sayfasında hissetmek mümkün. İletmek istediği mesajı, sayfanın yapısı ile oynayarak çok net ve baskın bir şekilde iletebiliyor. Yukarıda okuduğunuz, daha kitabın kapağını çevirir çevirmez yaşadığım anı anlatıyor. Arden; her şeyden önce, bu mesajı anlamamızı istemiş.

Kitaba başlar başlamaz, bir konuya açıklık getiriyoruz: İyi olmakla beğenilmenin arasında fark vardır. İki durum da diğerinden daha üstün veya daha iyi değildir; ancak bu iki durumdan tercih ettiğimiz, hayatımızı değiştirebilir. Eğer mesele sizin için iyi olmak değil, beğenilmek ise; yanlış kitaptasınız.

Bazen akıllıca olan şey fazla akıllı olmamaktır.

Günümüzde de sıkça tartışmalara konu olan eğitim konusuna, Arden bu kitapta da yer vermiş. Okulda başarılı olanların neden genellikle hayatta başarısız olduğunu şöyle açıklıyor:

Okulda iyi olan “zeki” insanlar, niteliklerine (geçmiş) göre işlere girerler; başarma tutkularına (gelecek) göre değil. Basitçe, sürekli daha iyi olmak için çabalayan insanlar tarafından geride bırakılırlar.

Kitap dönüp dolaşıp, “İyi olmak mı istersin, beğenilmek mi?” sorusuna geliyor. İyi olmak, sorumluluk almak demektir. İyi olmak, ilgi değil eleştiri aramak demektir. İyi olmak, bu gibi sebepler yüzünden “beğenilmenize” engel olabilir.

Arden, hata yapmanın önemini vurguluyor. Hem de 1, 2 kere değil; eline her fırsat geçtiğinde hata yapmayı öğütlüyor. Hata yapın. Daha iyi hata yapın. Saçma görünen fikirlerden korkmayın. Aslında bunu öğütlemesinin temel sebebi hata yapmaktan kaçınmanın insanları fırsatlardan alıkoyması olabilir. Hata yapmayan insanlar, muhtemelen yeni bir şey denemiyorlar. Yeni bir şey denemeden, sadece geçmişte olan şeyleri tekrar edebilirsiniz. İşte bu yüzden; haklı olmak veya hata yapmamak, sizi geçmişe hapsedebilir. Hata yapmaya başladığınız anda kendinizi daha özgür hissedersiniz.

Tekrar, tekrar hata yapın. Daha iyi hata yapın.

Algı, sizce gerçeklik midir? Paul Arden’a göre, gerçekliğin bile ötesindedir. Reklamcılık sektöründeki herkesin çok iyi bildiği bir şeye, Arden tekrar dikkat çekiyor. Sizin kendinizi algılama şekliniz, diğer insanların sizi nasıl algılayacağını belirler. Basitçe açıklamak gerekirse, eğer siz kendinizi değerli görürseniz muhtemelen diğer insanlar da sizi değerli görmeye başlar. Böylece kendi değerinizi siz belirlemiş olursunuz.

İki kart da aynı insana ait. Soldaki ne olduğu, sağdaki ise ne algıladığı.

Network, network, network… Kimilerimiz için yaptığımız işin en keyifli parçasıyken kimilerimiz için de tam bir kabus. Ancak iş hayatındaki acı gerçeklerden birisi de, network yapmak opsiyonel değildir. Network yapmak zorundasınızdır. Arden, bu durumu şöyle özetliyor:

Mesele ne bildiğin değil… Mesele, kimi bildiğin!

Konuşmayın. Sunum yaparken, daha doğrusu, sadece konuşmayın. Şov yapın. Görseller uçuşsun. İnsanlara sadece bilgi vermeyin, gözlerine hitap edin. Şu ana kadar dinlediğiniz sunumlardan kaç tanesini hatırlıyorsunuz? İnsanların sizi hatırlamalarını sağlamak için, Arden’a göre, sunumlarımızı daha görsel, daha çarpıcı; bir şov kıvamında hazırlamalıyız.

Ödül almak, gurur verir. Ancak Arden, ödül almanın arkasındaki çelişkiye dikkat çekerek insanların ödül almak için uğraşmamalarını öğütlüyor. Ödül almak için oy birliği gerekir. Oy birliği demek, çoğunluğun onayı demektir. Bu da modayı takip ettiğinize dair bir işarettir. Modayı takip ederek sadece geçmişi tekrar edebilirsiniz. Ölümsüz eserler bırakan sanatçıları düşünün, onlar modanın takipçisi miydiler? Yoksa moda olana rağmen, kendi çalışmalarını özgün kılmak için mi çabaladılar? Bu insanların birçoğu, kendi hayat süresinde tek bir ödüle bile layık görülmedi. İşte bu, ödüllerin arkasındaki ikilemdir. Orijinallik, ödüllendirilemez.

Görüşlerim

Reklamcılığı seviyorum. Yaratıcı reklamcılığı ve reklamcıları ise daha çok seviyorum. Bu kitap, kesinlikle bir teknik kitap değil. Sizi daha çok motive etmeye yönelik. Ancak; kitabın tasarımından tutun içeriğine kadar, göze inanılmaz hitap ediyor. Sadece teknik kitapların içine gömülmektense, bu tarz yaratıcı ve hatta “kışkırtıcı” kitapları da okumayı faydalı buluyorum. Arden, sade bir dil ve görsellerle derdini çok iyi bir şekilde anlatmış. Reklamı veya girişimci olmanıza gerek yok, bu kitap sizi tatmin edecek ve size fayda sağlayacak. Bu kitabı, eğer teknik bir kitap aramıyorsanız tavsiye ediyorum. Kısa süren, göze hitap eden bu kitap sizi bir hayli motive edecek. Bu kitabı imkanınız varsa İngilizce okumanızı tavsiye ediyorum. Dili oldukça sade ve İngilizce’den Türkçe’ye birebir çevrilemeyeceğini düşünüyorum. Yazımı beğendiyseniz, diğer yazılarıma blog üzerinden ulaşabilirsiniz. Aynı zamanda aşağıda e-posta adresiniz ile bloguma abone olarak yeni yazılardan haberdar olabilirsiniz. Türkçe ve İngilizce kitaplara resmine tıklayarak ulaşabilirsiniz:

“Mesele Ne Kadar İyi Olduğun Değil, Ne Kadar İyi Olmak İstediğin” hakkında 1 yorum

  1. Geri bildirim: Ders Çalışma: Deha Olmayanlar için Çalışma Rehberi | Deniz Göçer

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir