Ekonomi Rehberi: Ekonomi Hakkında Size Söylenenler ve Söylenmeyenler…

Ekonomi hakkında size söylenmeyen şu beş şeyi hiç aklınızdan çıkarmayın:
1) Ekonominin %95’i sağduyudan ibarettir.
2) Ekonomi bir bilim değildir.
3) Ekonomi siyasettir.
4) Ekonomistlere asla güvenmeyin.
5) Ekonomi uzmanlara bırakılamayacak kadar önemlidir!

52 haftalık okuma maceramızın bu haftasında Cambridge üniversitesinde görev yapan kalkınma ekonomisi uzmanı Ha-Joon Chang’ın yazdığı Ekonomi Rehberi isimli kitap ile karşınızdayım. Kitap iki kısıma ayrılmış ve her kısım altında 6 bölüm bulunuyor. Toplamda 12 bölümden oluşan kitabın ilk kısmında ekonomiye aşina olurken ikinci kısımda ekonomiden nasıl faydalanabileceğimizi öğreniyoruz. Gelin, sizlerle bölüm bölüm notlarımı paylaşayım.

1. Bölüm: Ekonomi Bilimi Nedir?

Chang, kitabının ana konusuna bu bölümde giriş yapıyor. Ekonomi biliminin aslında doğrusu ve yanlışının olmadığını, farklı faktörleri önemseyen farklı görüşler olduğunu öğreniyoruz. Yazara göre ekonomistler kendi görüşlerini tek bir bilimsel bir gerçeklik gibi yutturmaya çalıştığı için günümüzde yaygın olan ekonomi görüşlerini öğrenmemizde fayda var. Böylece insanlar kendi öznel fikirlerini bilim diye dayatamazlar.

2. Bölüm: Kapitalizm 1776 ve 2014

Bu bölümde Adam Smith’e değiniyoruz. Adam Smith’in yazdıklarından bazı temel ilkelerin geçerliliğini koruduğunu, ancak bunların çok genel seviyede olduğunu görüyoruz. Kapitalizm, görüşüne bakılırsa son iki yüz elli yılda inanılmaz seviyede değişmiş.

3. Bölüm: Kapitalizmin Kısa Tarihi

Kapitalizmin 16. yüzyılda doğduğunu öğreniyoruz. Ancak verileri incelediğimizde 1500 yılı ile 1820 yılı arasındaki büyüme oranlarının çok düşük olduğunu fark ediyoruz. 1820’lerden itibaren ivmelenerek artan büyüme hızının aslında çok temel bir sebebi var: Yeni bilim, teknoloji ve kurumların ortaya çıkışı. Aslında çoğu ilk başta Arap dünyası ve Asya’dan alınan fikirlere 16. ve 17. yüzyıllarda Batı Avrupalılar kendi icatlarıyla katkıda bulunmaya başladılar. Modern bilim ve matematiğin kurucularının bu çağda yaşadığını görüyoruz. Bilimin gelişmesi, anlaşılan o ki, ekonominin genişlemesini mümkün kılmış.

4. Bölüm: Ekonomi Bilimi Nasıl “Yapılır”

Bölümün ilk cümlesini sizlerle paylaşmak istiyorum:

Çoğu ekonomistin sizi inandırmak istediğinin aksine, sadece tek tür bir ekonomi bilimi (neoklasik ekonomi) yoktur.

Bu bölümde, ekonominin farklı görüşleri ile karşılaşıyoruz. Aşağıdaki tablolara bakarak bu görüşlere dair bir bakış açısı kazanabilirsiniz. Bölümün tamamında bu görüşler tek tek incelenerek detaylı şekilde ele alınıyor.

5. Bölüm: Ekonomik Aktörler Kimlerdir?

Bu bölümde ekonominin başrolünün kim olduğunu tartışıyoruz. Bireyler mi, yoksa toplum mu? Aslında bunun cevabı çok basit: Her ikisi de. Kısaca anlatmak gerekirse insanlar robot olmadığı ve duyguları barındırdığı için, toplumdan etkilenebilir. Ancak bu da insanın karmaşık doğasını basitleştirmemiz gerektirdiği anlamına gelmez. Toplumları bireyleri etkileyebilir ve büyük organizasyonlar önemlidir, ancak bireyleri hesaba katmalıyız.

6. Bölüm: Hasıla, Girdi ve Mutluluk

Bu bölümde çok fazla kavram var. GSYİH(Gayrisafi Yurtiçi Hasıla)’lerden tutun GSMH(Gayrisafi Milli Hasıla) ‘lere kadar… Kısaca GSYİH belli bir dönemde bir ülkede üretilenlerin parasal değeridir diyebiliriz. GSYİH’den makinelerin yıpranma ve bozulma payını çıkarırsak, Net Yurtiçi Hasıla’yı (NYİH) elde ederiz. GSYİH’de sınırlarımız içindeki üretimi hesaplıyoruz. Ancak sınırlarımız için üretilen hasıla yerine yurttaşlarımızın ürettiklerini hesaplarsak GSMH’yi elde ederiz.

GSYİH kavramındaki büyük eleştirilerden birisi, ev işlerini hesaba dahil etmemesidir. Yemek pişirme, temizlik veya çocukların bakımı her ne kadar bir “değer” üretse bile, bu değeri hesaplamaya katmak mümkün değildir. Bu da kadınların GSYİH’daki payının azalmasına sebep olabilir. Buna ek olarak, gelir dağılımının eşit olmadığı ülkelerde pek de iyi bir yaşam standardı göstergesi olmadığını söyleyebiliriz.

7. Bölüm: Üretim Dünyası

Bölüme “Ekvator Ginesi” diye az tanınan bir ülke ile başlıyoruz. Ekvator Ginesi aslında Çin’den çok daha hızlı büyüyen, Afrika’nın en zengin ülkesidir. Peki tüm bunlara rağmen, az tanınmasının sebebi ne olabilir? Bunun sebebi, büyük ihtimalle zenginliğinin petrolden gelmesi olabilir. Beklenmedik kaynaklardan gelen ekonomik büyümeler bir de küçük ülkelerde ise göz ardı edilebilirler.

Bu bölümde ekonomik kalkınma ile ekonomik büyümenin farkını anlıyoruz. Ekonomik büyüme petrol gibi beklenmedik, tabiri caizse şans eseri kaynaklardan gelebilirken; ekonomik kalkınma düzenli ve planlı bir çalışmanın sonucu olarak gerçekleşir. Ekonomik kalkınmanın arkasındaki ana faktör ise teknolojik gelişmedir. Bu konuda Ekvator Ginesi ile ABD örnekleri kıyaslanıyor. Ekvator Ginesi inanılmaz büyüme yakalamasına rağmen teknolojisi geliştirememiş, bu yüzden ekonomik açıdan kalkınmayı tam anlamıyla yakalayamamıştır. ABD ise ekonomik büyümesinde Ekvator Ginesi’nde olduğu gibi beklenmedik kaynaklardan yararlanmış, ancak bu büyümeyi teknoloji ve Ar-Ge alanlarında kullanarak ekonomik kalkınmaya dönüştürebilmiştir.

8. Bölüm: Finans

Bu bölümde finansın çelişkilerle dolu dünyasına göz atıyoruz. Bankaların en büyük sermayelerinin aslında güven oldukları hemen dikkat çekiyor. Eğer yeterince insan paralarını bankadan istedikleri zaman çekebileceklerine inanırsa, banka gerçekten de bunu yapabilir. Ama eğer insanlar bankaların istediklerini sunamayacaklarını düşünürse bankalara hücum ederek bankaların gerçekten sunamamalarına sebep olabilir: çünkü bankaların herkese dağıtacak kadar nakiti yoktur. Bölümde bu gibi çelişkilere çokça rastlıyoruz.

9. Bölüm: Eşitsizlik

Köylü Ivan komşusu Boris’i kıskanır, çünkü Boris’in bir keçisi vardır. Bir peri ortaya çıkar ve Ivan’a tek bir dilek hakkı olduğunu söyler. Ivan ne diler dersiniz? “Boris’in keçisi dünyayı boylasın!”

D. Landes, THE WEALTH AND POVERTY OF NATIONS

Bu bölümde eşitsizliğin çelişkili doğasını inceliyoruz. Fazla eşitsizliğin de tam eşitliğin de ekonomiyi zarara uğratabileceğini görmek mümkün. Örneğin; fazla eşitsizlik bazı insanların politik nüfuza erişmesini sağlar, bu da politik istikrarsızlığı tetikler, bu da yatırımcıları azaltır ve ekonomiyi negatif etkiler. Diğer örneğe baktığımızda ise, insanların sıkı çalışma ve para kazanma için yeni şeyler üretme şevkinin kırılabildiğini görüyoruz. Akıllara hemen Mao dönemindeki Çin tarım toplulukları geliyor.

10. Bölüm: Çalışma ve İşsizlik

Çalışma saatlerinden tutun çalışma standartlarına kadar ne varsa bu bölümde işlenmiş. Aynı zamanda bölümde bazı çok yaygın olan çalışma mitlerinin çürütüldüğünü görüyoruz. Örneğin işsizlik, kapitalizmin kaçınılmaz bir parçası mitinin aslında doğru olmadığını, aksi ispat edilerek görüyoruz. Ek olarak bazı milletlerin tembel, bazılarının çok çalışkan olduğu kültürel mitlere de değiniyoruz. Aslında “tembel Akdenizli” Yunanların, “çok çalışkan, disiplinli” Almanlardan daha fazla çalıştığını biliyor muydunuz?

11. Bölüm: Devletin Rolü

Devletlerin insan hayatına müdahalesi süregelen bir tartışma. Devletin bir nebze müdahale etmesi gerektiği aşikar, ancak “bir nebze” tam olarak ne kadara denk geliyor? Bu bölümde bireyci ekonomistlere değiniyoruz. Bireyci ekonomistlere göre bireyden daha üstün bir mertebe olamaz. Devletin bireylerden daha üstün olması mümkün değildir, çünkü bireyler kendi istekleri ile toplanıp sözleşme yaparak devleti oluşturmuşlardır. Devletin bireyi kendinden değil, diğer bireylerden koruması gerekir. Bu iddiaların ufak bir çelişkisi var: Bireyler asla tam anlamıyla “birey” değildir. İnsanlar daima bir toplumun, bir grubun üyesi olmuşlardır. İnsan asla doğal olarak tam anlamıyla özgürce seçimler yapan bireyler olarak var olamamışlar.

12. Bölüm: Uluslararası Boyut

Bu bölümde uluslararası ticarete derinlemesine giriş yapıyoruz. Eski Çin’den ve Britanya’dan örnekler veriliyor. Her ne kadar bazı kesimler aksini iddia etse bile, uluslararası ticaretin kesinlikle gerekli olduğu sonucuna varıyoruz. Ancak, bu ticaretin ne şekilde olması gerektiğine dair farklı görüşler var. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde, tamamen serbest gerçekleşen uluslararası ticaretin ekonomiyi çok ciddi kayıplara uğratabileceği çok açık. Bu anlamda, uluslararası ticaret gerekli, ancak tam serbestlikle yapılması en iyi yol değil diyebiliriz.

Görüşlerim

Öncelikle şunu söylemeliyim: Eğer ekonomiye ilginiz yoksa veya öğrenmeye ihtiyacınız yoksa; bu kitaba yaklaşmayın derim. Hemen hemen 410 sayfalık bir ekonomi kitabı yeni başlayanlar için ağır gelebilir. Ancak; yazı dilinin anlaşılabilir, teknik terimlerin fazla kullanılmadığı ve basit örneklerle konseptlerin açıklandığı bir kitap diyebiliriz. Ekonomi hakkında bilgilerinizi artırmak istiyorsanız ve konulara aşina iseniz, bence okumaktan keyif alabilirsiniz. Ancak Ekonomi Rehberi, ekonomi hakkında okuduğunuz ilk kitap olmamalı. Eğer kitabı almak isterseniz, sizi şöyle alalım.

Eğer ki bu yazımdan keyif alıp yararlandıysanız, diğer yazılarımı da okumanızı tavsiye ederim. Ocak ayını, 4. haftanın yazısı ile böylece kapatmış olduk. Gelecek yazılarım için aşağıda bulunan kutucuğa mail adresinizi bırakmayı unutmayın. Önümüzdeki aylarda görüşmek üzere!

Bir cevap yazın